Masallar

Arayanlar İçin Bir Hazine: Masallar

Zamanımızda masal okumanın ya da dinlemenin halâ bir anlamı olabilir mi? Böyle bir soruyu ancak, çocukluğunda masallarla büyümüş olsa da, onları belleğinin en arka köşelerine aforoz etmiş biri sorabilir.

Ama yine de masalların anlamı var. Son yıllarda halk masallarının toparlanması ve korunmasına yönelik çabaların artması, masal dernekleri kurulması, masal anlatıcılarının eğitimi ve yetiştirilmesi ve masal dergilerinin yayınlanması bir yana, kendini bilmek isteyen herkesin de masallarla daha yakından ilgilenmesi gerekir. O zaman belki de bize şimdiye kadar hiç tahmin etmediğimiz bazı şeyler söylediklerinin farkına varabiliriz.

Aslında masal ne demektir ? Almanca’da “Maerchen” ; Maer ya da Maere kökünden, eski yüksek Almanca “Mari = Haber, Bilgi” sözcüğünden gelir. Buna göre olmuş bir şeyin haberi, bir olay hakkındaki bilgi söz konusudur. Efsaneler genellikle tarihi kişilere ya da belli yerlere bağlı gelişirken, masalda  yalnızca herhangi bir yer verilir: büyük bir kent, yabancı bir ülke, bir kralın sarayı, ormanda bir ev vbg. Hemen her yerde neredeyse aynı sözcüklerle “Bir varmış, bir yokmuş…” , “Bir zamanlar …”, “Günlerden bir gün…” gibi başlayan masalda, hepsi de fiziksel yaşanmış olması gerekmeyen ama gerçekten olmuş olaylardan bilgi verilmektedir; zira ruhta da pek çok şey olup bitmektedir!

Öte yandan, günümüzde masallara bir gerçekdışılık ve inanılmazlık sıfatı eklenir. “Bana masal anlatma!”, ya da “Yine masal anlatmaya başladı…” gibi deyişlerle bu anlam pekiştirilir. Elbette masal insanda düş gücünü uyarır: masal anlatan ya da dinleyen her kişi, orada anlatılan yerleri ve bireyleri göz önüne getirmeye çalışmaktan kendini alamaz. Sayısız resimli masal kitabı bu ihtiyaca yanıt vermektedir.

Çok masal okumuş olanlar, çeşitli halk masallarında daima ve yeniden aynı ya da benzeri motiflerin ortaya çıktığını görmüştür. Masallar tüm halk katmanlarında okunur ve anlatılır. Hattâ eskiden kralların sarayda masal anlatıcıları olurdu. Bunun dışında genellikle yaşlıca insanlar çayhane ve kahvehanelerde ya da el-işi yapılan yerlerde masal anlatırlardı. Çeşitli ülkelerde birbirine benzeyen masalların aynı anda anlatılıyor olması, bunların hepsinin bir kaynaktan beslendiği ve sonra ağızdan ağıza yüzyıllar içinde oradan oraya yayıldığı düşüncesini doğurmuştur.

Buna karşılık masalların, tıpkı dünyanın oluşumu ya da insanın yaratılışı türü mitlerde olduğu gibi, çok çok eski çağlarda eski kültürlerdeki mistik yüce bilge kişiler tarafından, en basit insanın bile anlayabileceği  “resimler = simgeler” olarak formüle edildikleri, bunların da sonra her soyun ve klanın gelenek ve göreneklerine göre dönüşerek yerleştiğini, ama aynı ruhtan kaynaklandığı için çekirdeğin aynı kaldığını iddia edenler de vardır. Yani masallar halktan halka geçmemişlerdir. Ayrıca belli bir çıkış ya da kaynak noktası da bulunamamıştır. Bunun yanında Grimm Kardeşler’in, masalların mitlerden kaynaklandığı yolundaki savlarını da unutmamak gerek.

El işi yerine makinaları getiren ve fabrikaları donatan maddecilik döneminin ve aydınlanma çağının başlamasıyla, masal yavaş yavaş bir kenara itilmiştir. Bundan kısa süre önce romantik çağda, aslında şükran duymamız gereken  bazı insanlar, halk masallarını koruyabilmek amacıyla onları toplamaya, daha o zamandan gerçek anlamları silinmeye başlamışsa  da gizli hazineleri araştırmaya başladılar. Alman halk masallarını toplayan ve halâ çok ünlü olan Jakob ile Wilhelm Grimm Kardeşler gibi bazı insanlar da, her ne kadar artık tanınamıyorsa da masal motiflerinde belli bir anlamın gizli olduğu görüşündeydiler. Örneğin Wilhelm masalların yalnızca içerikten yoksun renkli fantezi oyunları olmadığını söylüyordu. Başka bazı masal toplayıcıların tersine Grimm Kardeşler halktan toplanan malzemeyi aynen verebilme kaygısındaydılar  ve çok iyi bir “öğreticileri” vardı. Masalların çoğunu kendilerine aktaran, Kassel yakınlarındaki Niederzwehren’li kadın çoban, masalda yeniden anlatılırken bir tek deyim ya da sözcüğün bile değiştirilmesine göz yummazdı.  Ama Wilhelm Grimm kaydettikleri fragmanlara göre masal metinlerini daha sonra kendi tarzında tamamlamaya çalışmıştır. Bu arada daima, verilen simgeleri sezgileriyle doğru canlandırmaya çaba göstermiştir.

Masal toplayıcılar yanında (Jakob ve Wilhelm Grimm, Ludwig Bechstein, Achim von Arnim, Clemens Brentano, Karl Simrock ve ressam Philipp Otto Runge vbg) masallarla ilgilenen şairler de vardı. Kendi motiflerine göre başka “yapay” masallar yazan bu şairlerin en tanınmışları, Hans Christian Andersen, Wilhelm Hauff ve Clemens Brentano olmuştur. Ama bunlarda eski halk masallarının belirgin özelliği olan sembolik anlam genellikle eksiktir. Öte yandan J.W.Goethe’nin “ Güzel Zambakla Yeşil Yılanın Masalı” ve Novalis’in “Heinrich von Ofterdingen” fragmanındaki “Mavi Çiçek” masalı ile Ludwig Tieck’in “Sarışın Eckbert” öyküsü bütünüyle “sahici” masallardan sayılmalıdırlar.

Masallarla daha yakından ilgilendiğimizde, çeşitli dönüşümlerle daima ve yeniden beliren değişik motiflere rastlarız. Bunlar: Yitirilen bir şeyin ya da acıya son verecek bir şeyin aranması; kendisinin çok az şeyi olsa bile aç olanla (insan ya da hayvan) paylaşma; en çok sevilen şeyin kurban edilmesi ya da feragat; genellikle ejderha ya da canavarla savaş; ya da kötü cadılar ve büyücülere karşı mücadele; büyülenmiş insanların bu büyüden (kısmen bilinçlenerek, kısmen de cesaretle karşı konulan zorlamalar ve sınavlar dolayısıyla) kurtarılması; yolunu kaybettikten sonra, tacı yeniden ele geçirmek için verilen  savaşların ertesinde terk edilen krallığa geri dönüş vs. Sonunda ise iyilerin kazanması ve ödül olarak en güzel prensesle ya da gerçek aşkını anlayan en yakışıklı prensle evlilik ve mutluluk.

Burada göze çarpan, genellikle iki ya da üç kardeşten  en küçüğün, ya da aptal, deli veya saf olanın sonunda masalın asıl kahramanı olmasıdır. Büyük lâflar etmelerine karşın, kendisinden daha akıllı, zeki, benmerkezci ve haylaz olan daha büyük kardeşler, başarmaları gereken imtihanları ya da serüvenleri beceremeden geri dönerler, çünkü saf küçüğün doğallıkla sahip olduğu niteliklere sahip değillerdir. İki ya da üç kız kardeşten de daima en genç ve küçük görüleni (Külkedisi) sabırlılığı, iyi kalpliliği ve kendini düşünmeden hizmet edebilmesiyle, kıskanç ve haris olan büyük kardeşleri geçerek kraliçeliğe yükselir ve onlar da açlık ve sefalete düşerler.

Ayrıca  görece karşıtlıklar belirgin şekilde ortadan kaldırılır: saf olan aslında bilgedir; yoksul olan aslında acıma ve hoşgörü ile doludur; çirkin olanın içi çok güzeldir. Öte yandan kendini beğenmişlik, ukalâlık, nefret, katı yürekliliğin karşısında daima cesaret, güven, saflık ve itaat bulunmaktadır. Alçakgönüllülük ve iyi kalplilik (hayvanlara karşı da) daima çok takdir edilen niteliklerdir. Masallarda devler, cüceler, periler ve denizkızları yanında konuşan hayvanlara da sık rastlanır. Bunlar belki de insanların  elementar varlıkları halâ görüp duyabildikleri ve onlarla “içgörüyle” konuşup anlaşabildikleri ve masalların başlangıç zamanları diyebileceğimiz dönemlerden kalma motiflerdir. Masallarda iyilik her zaman ödüllendirilir ve kötülük de cezasını daima bulur. Her şey dengelenir, hatta kötüler kendi kazdıkları kuyuya düşerler, zira görünmez bir adalet vardır. Bunlara göre masalların anlamını kısaca şöyle açıklayabiliriz: masal bize “resimler, imgeler” yoluyla iç yaşamımızdan, iç ve dış benliğimizin yeteneklerinden ve niteliklerinden bilgiler aktarır. Carl Gustav Jung masallarda içimizdeki ruhsal olayların bir dışavurumunu görmektedir – insan kişiliğinin çeşitli yanları masal kişileri üzerinden bedenlenirler.

Tıpkı rüyalarımızda olduğu gibi bazı motifler belli ruh hallerine tekabül ederler. Bazı yapay masallarda olduğu gibi keyfi fantezi oluşumları değillerdir. Günümüzde malzemesi gerçekdışı ve inanılmaz görünen her öykü “masal” olarak adlandırılmaktadır. Oysa gerçek masallar yalnızca çocuklar (aslında masalları başlangıçtaki anlamıyla “anlayan”lar çocuklardır) için  hazırlanmamıştır, aynı zamanda insanlığın geçirdiği gelişim safhalarını bize gösterirler.

Masalların bir özelliği de, sayılarla olan ilişkisidir. İki, dört, altı ve oniki büyük önem taşırlar, ama özellikle üç sayısı ve yedi sayısının  yoğun anlamları vardır. Daima çözülmesi gereken üç zor görev ya da bilmece verilir. Üç erkek ya da kız kardeş yola çıkarlar. Ya mutluluğu bulacaklardır ya da kaçırılan ve hapsedilen prensesi kurtaracaklardır.

Gizem bilimlerinde de üçlülüğe büyük anlam ve önem atfedilir. – arka arkaya etkinliği anlatılan bu üç kardeşin serüveni (başarı ya da başarısızlık) insanın gelişme safhalarını mı gösteriyor yoksa? Acaba  “Karbeyazla Gülkırmızı” masalında insanın çifte benliği, karşıtlıkların birliği mi ima ediliyor ? “Kız kardeşle Erkek kardeş” masalında ya da “Ak gelin ile Kara gelin” masalında  başka türden de olsa insanın çifte varlığı söz konusu ediliyor olmasın?  “Yedi Keçi Yavrusu ile Kurt”, “Yedi Karga” “Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler” ve “Yedi Güzeller” masallarında da ruhsal benliğin özellikleri, halleri, gelişim safhaları gizlidir. Bu yedi sayısı hemen, geliştirmemiz gereken yedi psişik merkezimizi (çakralar) akla getirmiyor mu zaten?  Örneğin büyük duvar saatinin kutusuna saklanan en küçük yavru keçi, dürtülerin ihtirasları (Kurt) tarafından ele geçirilemeyen kalp merkezini simgelemektedir ve bu sayede de diğer merkezler içten duyulan sesin de (Anne Keçi) yardımıyla yeniden uyandırılırlar.

Aynı şekilde “Sarıkız ile Karakız” masalını, Karma’nın (mutluluk ve bahtsızlık) simgelendiği bir yeniden bedenlenme masalı olarak görebiliriz; Karakız örekedeki yaşam-ipliğini bilinçli olarak koparıp kuyuya atlar. Eşekte “kardeşimiz bedenimizin” ya da “sadık Johannes”te iç benliğimizin simgelendiğini görebiliriz; yine “Bremen Mızıkacıları”nda insanın dört varlık elemanının kişilik kazandığını fark edebiliyoruz. Sık sık rastlanılan, karanlıkta, ormanda yolunu kaybetmek örneğin, yanılgı ve cehalet anlamınadır – bu durum genellikle bilgi ve aydınlanmayla sonuçlanacak girişim ve faaliyetlerin öncesindeki durumdur. Öte yandan “Uyuyan Güzel” masalının iki yerden geldiği söylenmektedir, hem Prag’da hem de Toulouse’da çıkmıştır. Oradaki tüm dış faaliyetin durduğu, ama yaşamın soluk alıp vermeye devam ettiği  yüz yıllık uyku motifi çok ilginçtir. Çok sık bir dikenli çalı kümesi, uyuyan güzeli tüm gözlerden  gizlemektedir; oysa belirli süre geçtikten sonra hiç güçlük çekmeden bulunur ve uyandırılır, kız da eskisi gibi canlı ve dipdiri yeniden yaşamaya başlar. “Duyabilecek kulağı olanlara …!” Bu örnekler dogmatik veriler değildir, herkes masalların simgeselliğini değişik biçimlerde açıklayabilir elbet – çünkü bilindiği gibi gerçek değerini bulabilmek için rüyalarımızı da kendimiz deşifre etmeliyiz, onların anlamı ancak bizim için önemlidir, başkalarına bir şey ifade etmezler. Ama bir noktaya dikkat etmeli; masallar üç türlü anlaşılabilirler:

1. basit ama genellikle heyecanlı ve macera dolu anlatı

2. özel bir biçimde etik bir öğretinin, kıssadan hissenin iletilme yolu

3. sembolik ya da alegorik olarak ruhsal yaşantılar ve ruhsal niteliklerin ifade edilmesi.

Çocuklar, masal içeriğini hiç bir açıklamaya gerek kalmadan kavrarlar, hatta açıklamaya kalkışmak onları anlamaktan alıkoyabilir. O nedenle masallar daima aynı sözcüklerle anlatılmalıdır. Sözcükleri değiştirmeyi deneyenler, çocukların çok dikkatli dinleyiciler olduğuna, bir kere duydukları masal metninden sapmaların hemen farkına varıp sözcüklere sadık kalarak “doğru dürüst” anlatılmasını istediklerine tanık olmuştur. Çocuklar masaldaki simgeler ve resimlerle uyum içindedirler. Bu simgelerin anlamını bilincine varmadan sezerler ve eğer çok aşırı televizyon seyrederek oyun yeteneklerini henüz yitirmemişlerse, duydukları masalları aralarında oynayarak yinelemek isterler.

Masallar hakkında daha çok şey söylenebilir, ama bu tanımlar en azından okuyucuların da, kendilerine özellikle yakın buldukları, çocukluklarında dinlemekten en çok hoşlandıkları bazı masalların içindeki motifleri ele almaya çalışmaları yolunu açar umarım. Öte yandan yaş ilerledikçe başka masalların daha çok sevilmesi de mümkündür. Neden tam da bu masalın bize en hoş geldiğini bulmak, ya da “Uyuyan Güzel” masalının bize ne anlatmak istediğini, “Pul para” masalında ruhsal benlikle ilgili şeyler mi açıklandığını araştırmak ilginç olacaktır. Sonuç olarak, masal çağının geçip gitmediğini söyleyebiliriz. Mistik uğraşı içinde olanlar manevi gözlem ve meditasyon yoluyla masal motiflerinde pek çok hazine bulabilirler, hepsi de kendini tanımasına yardımcı olacaktır. Aşağıdaki “dünyanın en eski masalı”, Medhananda tarafından Mısır’da bulunmuştur:

“Bir varmış, bir yokmuş. Bir kralın bir oğlu olmuş. Doğarken yazgı tanrıçaları, ölüm nedeninin bir yılan, bir krokodil, ya da bir köpek yüzünden olacağı kehanetinde bulunmuşlar. Kralın oğlu büyüdüğünde, bu kehaneti  hatırladıkça hüzünlenmeye ve bu korkunç yazgıdan nasıl kurtulabileceğini araştırmaya başlamış. Yollara düşmüş, danıştığı herkes ona, her insanın öleceğini söylüyormuş.

Günlerden bir gün bir tapınağa gelmiş. Tapınak kapısının bir yanında bir yılan, diğer yanında bir krokodil resmi varmış. Bu kutsal yere girişin  üstünde de bir köpek resmedilmişmiş. Kralın oğlu hemen girip, rahibe sormuş:

“ Bu resimler her insanın yazgısıyla mı ilintilidir?”

Rahip de: “Onları doğru anlayabilen, kendi kendinin efendisi olur!” demiş.

Kralın oğlu: “Bana kendi kendimin efendisi olmayı öğret, lütfen!” ricasında bulunmuş.

“ Bak, yılan senin yaşama gücün, seni milyonlarca yıl taşıyan enerjidir. Her dalga geldiğinde, seni yıldızlara savurmaya çalışır ve her dalga çukurunda sana ataların gibi yıldızlara yükselmek ve orada parlamak arzusu aşılar.

Ama sen kendi kendine: Ben, bu dalga çukurlarından birinde doğdum ve dalga tepesine gelindiğinde öleceğim, dersen; o zaman kendi ölümsüz yılan gücünü kendi ellerinle doğrayıp parçalara ayırdın demektir.”

Kralın oğlu: “Bunu asla yapmayacağım” diye söz verir. “Pekiyi, yazgı tanrıçalarının sözünü ettiği krokodil ne oluyor?”

“Evet, krokodile gelince,” demiş rahip diğer duvarı göstererek, “o da senin benliğinin bir parçası. O senin içinde daima oburca kendini beslemek isteyen, sürekli başka canlıları yutup duran şeydir. Ama sen, acıktım dediğin anda krokodil seni zaten yutmuş demektir. Kendini onunla özdeşleştirmişsen, onunla yaşlanır ve hastalanırsın ve sonra da ölürsün. – Çok dikkat et, krokodille sona erme, tersine krokodil senin büyük varlığının yalnızca geçici küçük bir parçası kalmalı, onu sen daima yeniden edinmelisin, o kadar.”

“Krokodilime çok dikkat edeceğim” demiş kralın oğlu, “Pekiyi köpek nedir?”

“Köpek de senin bir parçandır. Kendi kendinle tanıştığında, onunla da tanışmış olursun. O zaman senin en iyi arkadaşın olacaktır. Senin gölgen, koruyucu ruhun olarak her yere seninle gidecek, tüm yolları ve kapıları sana açacaktır. Daha şimdiden içinde o, daima uyanık olandır; uykuya daldığında ya da kendini unuttuğunda bile o, kendi kendini rüyalarında yitirmeyesin ve ertesi sabah, tam zamanında yeniden kendine giden yolu bulasın diye, daima bekler. Onunla dost olabilmen için, sana uyuma imkânı tanınır, alıştırma yapasın, onunla birlikte kendi kendinin tam bilinci içinde, yaşamdan yaşama geçen kapılardan kendini kaybetmeden ve unutmadan geçebilmeyi öğrenesin diye.”

Kralın oğlu rahibe ve kendi kendine, sadık bekçisiyle dost olmaya söz vermiş, hiç ölmeden yaşamış ve halâ her birimizin içinde yaşamaktaymış.”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir