Biyolojik – Dinamik Tarım

Derleyen: Tarhan Onur

Daha önceleri avcı ve toplayıcı olan insan, yerleşik düzene geçtikten sonra çiftçi ve hayvan besleyici olmuş ve yeryüzünde büyük değişikliğe yol açmıştır. Tarım ve hayvancılık sayesinde doğal çevre giderek bir kültür çevresi haline gelmiş (kültür aslında toprağı işlemek anlamına gelir), insan da sadece doğanın bir parçası olmaktan çıkarak, doğayı değiştirip dönüştüren bir varlık haline gelmiştir. Eskiden kendi kendine yeten ve küçük bir yöre için üreten çiftçi, nüfusun gittikçe çoğalması ve endüstri ile teknik gelişmeler sonucu, büyük yığınlar için de üretim yapmak zorunda kalmıştır. Topraktan kısa zamanda daha çok ürün elde etme zorunluluğu, çiftçiyi tek tip üretim yapan büyük işletmelerde çalışan haline getirmiş ve doğa, sömürülecek nesneye indirgenerek tüm teknik olanaklarla kâr elde etme aracına dönüştürülmüştür. Kimyanın tarıma girmesiyle, doğal süreçler kimyasal reaksiyonlara indirgenmiştir. Çiftçi bu yoğunlaşma ve uzmanlaşma sonucu endüstrinin hazırladığı ve ürettiği azot, fosfor ve potasyum gübrelerine bağımlı hale gelmiş, bu yüzden toprağın verimliliği düşmüş ve bitkilerin sağlığı azalmış, buna karşı da kimyasal sentetik koruyucular üretilmiştir. Çiftçi artık sadece bitkilerdeki zararlı böceklere ve mantar hastalıklarına tepki veren birine dönüşmüştür. Eskiden her çiftlikte beslenen küçük ya da büyük baş hayvanlar, uzmanlaşma ve ayrışma sonucu ortadan kalkmış, işletmeler hayvan yemi üretmekten vazgeçmiş, ama buna karşın doğal gübreden de vazgeçmek zorunda kalmıştır. Üstelik kitlesel hayvan besleyiciliği, hormon ve antibiyotik kullanımını neredeyse zorunlu hale getirirken, sağlığa zararlı bir yöne girilmiştir.

Son yüzyılın yanlış tarım uygulamalarının sonucu, büyük bir çevre kirliliği ve kalite sorunu halinde karşımızda durmaktadır. Bitkilerdeki kimyasal artıklar insan organizmasına geçmekte ve karın doyurmaktan başka işe yaramamakta, üstelik pek çok sağlık sorununa neden olmaktadır. Oysa beslenme, sadece bedensel değil, aynı zamanda ruhsal-zihinsel gelişmenin de temelidir. Yeryüzünün yaşamsal güçleri toprak ve su ile gökyüzünün yaşamsal güçleri olan ışık ve ısının uyumlu birlikteliğini göz önüne alan ve çevre kirliliğine neden olmadan üretim yapan bir tarım biçimine duyulan gereksinim gittikçe artmaktadır.

Avrupa’da daha yirmili yıllarda toprağın verimliliğinin azalması ve besin maddelerinin kirlenmesinden şikâyetçi olan çiftçiler, 1924 yılında Anthroposophie’nin kurucusu olan Rudolf Steiner’e başvurarak, sağlıklı bir tarım nasıl yapılabilir, öğrenmek istemişlerdir. Steiner, doğanın canlı bir organizma olarak ele alınması gerektiğini, doğanın gündüz gece, yaz kış, med cezir gibi kozmik ritmik düzenlerini göz önüne alan ve hayvancılıkla tarımı, sebze ve meyve bahçesini bir arada götüren biyolojik-dinamik bir tarım biçimi uygulanmasını önermiştir.

Bu tarım biçimi, toprağın ve suyun canlandırılması esasına dayanır. Bitkilere gerekli olan yaşam güçleri toprağa aktarılmalı, böylece sağlıklı besinler ve şifalı bitkiler elde edilmelidir. Bunun en iyi yolu ise hayvan gübresi kullanmaktır. Minerallerden bazalt, koral kalkeri ve lav unu, bitkiler aleminden otlar, yapraklar, saman ve cibre ile hayvanlar aleminden at, inek ve koyun gübreleri karıştırılarak doğal kompost elde edilir. Bazalt, derinlerdeki kayalardan elde edildiğinden ve ateş elemanına yakın olduğundan, nemli soğuk toprağı ısıtır. Öğütülmüş koral kalkeri, su elemanından kaynaklandığı için ekşi bitki cibresini gevşetir ve besin maddelerini harekete geçirir. Harman artıkları, azot biriktiren baklagiller ve yapraklar ise, bakteriler, mantarlar ve algler gibi mikroorganizmalar ile kurtçuklar  ve solucan gibi daha büyük hayvanların yardımıyla humuslu kompost haline getirilir. Buna civanperçemi, papatya, ısırgan otu, meşe kabuğu, kara hindiba ve kedi otu gibi şifalı bitkiler karıştırılır. Boynuz kıymıkları, kemik ve kan unu, tüyler, yün ve kıl artıkları, sıçan ve sincap derileri gibi hayvandan elde edilen maddeler bu gübreliğe katılır. Pişmiş yemek artıkları dışında tüm organik artıklar bu komposta katılabilir. Aksi takdirde böcekleri çeker ve küf oluşur. Küf oluştuğunda antibiyotikler meydana çıkar ve mikroorganizmaları öldürür. Oysa ilk çözünme mantarlar tarafından yapılmalı, sonra bakteriler çalışmalı, en sonunda da kurtçuklar ve solucanlar gübreyi canlandırmalıdır. Sonunda gübre bitkiler için yararlı besin maddesi haline gelir.

Sığır gübresi bir boynuz içinde toprağa gömülerek kışın orada bırakılır. Çıkarıldıktan sonra bir saat süreyle ritmik bir şekilde ılık suyla karıştırılır. Böylece boynuz gübresi içindeki besleyici maddeler önce suya aktarılmış olur. Sonra sonbaharda ekim öncesi toprağa püskürtülür. Bu sayede bitkiler daha iyi kök salar. Ayrıca kuars un haline getirilir ve bir kapta ılık suyla bir saat süreyle ritmik şekilde karıştırılarak bulamaç yapılır, sonra aydınlık bir yerde ilkbahardan sonbahara kadar dinlendirilir. Daha sonra bitkinin gövdesine ve yapraklarına püskürtülür. Bu, bitkilerin ışığı ve ısıyı daha iyi değerlendirmesine yarar.

Aslında biyolojik doğru olanın ekonomik bakımdan da en elverişli olduğu düşüncesi tarım işletmelerinin ana çıkış yolu olmalıdır. Çiftçi, toprağını altı ve üstüyle, mikroorganizmaları, kurtları, solucanları, bitkileri, böcekleri, kelebek ve arıları, kuşlarıyla bir bütün olarak ele almalı ve sevgiyle zihinsel gücünü birleştirerek işe girişmelidir. Yaşamda geçerli olan başlıca üç temel nitelik daima göz önünde bulundurulmalıdır. Bunların ilki, doğanın daima büyüme, çoğalma yönünde hareket etmesidir. İkinci önemli öge, içsel gerilimdir. Nerede yaşam ve gelişme varsa, orada bozunma, çürüme ve ölüm de vardır. Bu iki temel yasa arasındaki git-gelin yarattığı gerilime “denge” diyoruz. Bu denge durağan ve sürekli değil, tersine aktif ve değişkendir. Üçüncü en önemli öge ise, bütünün parçalarının toplamı değil, uyumlu bir birlik olduğu gerçeğidir. Fiziksel-kimyasal-anorganik dünya bir organizma olarak daha üst bir yasalar bütünü halinde organik yaşam dünyasını oluşturur.  Birer organizma olan bitki,  hayvan, insan birlikte yaşadıkları ortamda karşılıklı etkileşim içinde daha büyük organizmalar bütününe entegre olurlar. Bunlardan birindeki bozulma, daima diğerlerinin yaşamında da değişiklik ve dönüşümlere neden olur. Bir organizma olan dünya da kozmosun içinde daha büyük bir organizmanın bir parçasıdır. Tarımla uğraşanların gökyüzünü, gezegenlerin hareketlerini ve havayı gözlemlemeleri, aralarındaki yasaları izlemeyi öğrenmeleri gerekir. Su üzerinden dünyayı etkileyen ayın hareketlerinin bitkiler üzerindeki etkileri, çiftçilerin çok eski zamanlardan beri bildikleri bir gerçektir. Ay, devrelerine göre bitkinin dört ayrı organ alanına etki eder. Ayın gökyüzünde hareketi sırasında bulunduğu burçlara göre bitkinin köklerine, yapraklarına, çiçeklerine ya da meyvelerine büyüme itileri verdiği bilinmektedir. Ekim, çapalama, toplama ve hasat zamanları da binlerce yıl ayın yükselen ya da alçalan safhalarına göre ayarlanmıştır.

Örneğin yükselen durumda bitkilerde suyun yürümesi daha güçlüdür. Bu dönemde toplanan meyveler, depolandığında daha uzun süre taze ve sulu kalırlar. Ay alçalırken ise tohumun toprağa verilmesi için elverişlidir. Ya da bitkilerin yeri değiştirilecekse en uygun dönemdir. Kök salmayı kolaylaştırır. Yapraklı bitkiler için ayın Yengeç ya da Oğlak burcunda olduğu zamanlar, kereviz gibi kökbitkiler için Başak burcunda olduğu günler, salatalık ve domates için  Aslan burcunda olduğu dönemler seçilmelidir. Ay alçalırken bitkide su yükselmesi az olduğundan, ağaçların kesilmesi ve otlakların gübrelenmesi bu döneme rastlamalıdır. Biyolojik-dinamik tarım uygulayan ülkelerde çiftçiler için tüm yılı kapsayan ay takvimleri hazırlanmakta, kökbitkiler, yapraklı ya da çiçekli bitkiler ile meyveler için en uygun dönemler belirlenmektedir. Örneğin dişbudak, akasya, kızıl çam, gürgen ve akçam Kasım başında, meşe, porsukağacı ve kiraz Kasım sonunda, akçaağaç, kayın ağacı, ıhlamur, huşağacı Aralık başında, ceviz, kestane, kozalak çamı, kavak ve kızılağaç Aralık ortasında kesilmelidir. Ayrıca müzik enstrümanları yapımında kullanılan ağaçların da  Ekim sonu dıştan testereyle sert kısma kadar kesilerek bırakılması ve ancak Aralık başında tamamen kesilmesi en iyi sonuçları verir.

Meyve ağaçlarının zararlı böceklere karşı korunması için en iyi yöntem, eşit ölçüde sığır tezeği ve çamuru, peynir suyuyla karıştırarak bir bulamaç yapmaktır. Sonra ağaç gövdeleri ve kalın dallar bir tel fırçayla temizlendikten sonra, kalın bir boya fırçasıyla bu koyu eriyik her yanına sürülür. Asmalar için bunun suyla inceltilerek püskürtülmesi gerekir.

Belli bir ortamda hayvan nüfusunda fazlalık baş göstermişse, bununla başa çıkmanın en iyi yolu, o hayvanın kendi küllerini kullanmaktır. Birkaç fare ya da kuşun derisi ya da tüylerinin toplanıp yakılması ve toprağa serpilmesi gerekir. Zararlı böcekler ve sümüklü böceklerden ise 50-60 örnek toplanır ve sonra odun ateşinde en çok görülen yerlerde yakılır. Odundan ve hayvandan çıkan kül bir saat boyunca taş dibekte dövülerek ufalanır, yani dinamize edilir. Sonra bu dinamize edilmiş kül karışımından alınan bir gram, bir şişede 9 gram suyla karıştırılarak üç dakika sallanır. Daha sonra bu karışıma 90 gram su eklenir ve yeniden üç dakika sallanır. Bu işlem aynı şekilde tekrarlandığında sekizinci kezde 100 000 litre elde edilmiş olur. Böylece homöopatik bir ilâç karışımı elde edilmiş olur. Bu karışım arka arkaya üç akşam tarlalara püskürtülür.

Su üzerinden dünyayı etkileyen ayın güçleri fazla ise ve aşırı yağmur yağmışsa, ya da henüz olgunlaşmamış organik gübre veya hayvani bedensel artıkların önceden kompost haline getirilmeden toprağa verilmesi sonucu mantar oluşabilir. Parazit denilen bu mantar görüldüğünde ise atkuyruğu otundan bir çay hazırlanarak, zarar gören bitkilerin bulunduğu toprağa püskürtülür.

Biyolojik-dinamik tarım yöntemleriyle yetiştirilen bitkilerin besin değeri, ışık ve ısı değeri daha yüksek olur. Bu ürünlerle beslenen insanların fiziksel, ruhsal ve zihinsel sağlığı kimyasal endüstriyel yöntemlerle üretilen ürünlerle beslenenlere göre çok daha iyidir. Zamanımızın fiziksel, ruhsal ve zihinsel kirlenmesinin bir göstergesi olan Kanser hastalığının oluşumu hiç olmazsa kısıtlanmış olur. Bu nedenle toplumsal düşünen herkesin bu tarım yöntemlerini onaylaması ve uygulanmasını desteklemesi gerektiğine inanıyoruz.