Değişik Yaşlar İçin Doğru Peri Masalını Nasıl Seçmeli?

Bu yazı, Sharifa Oppenheimer’in başlangıçta WECAN tarafından yayınlanan, 2007 yılında Steiner Books yayını olarak çıkan ‘What is a Waldorf Kindergarten?’ adlı kitabından aşağıdaki bölümlerinin yine WECAN’ın izniyle  Ayşen Sert tarafından çevrilmesiyle yayınlanmaktadır. İsteyenler kitabı www.store.waldorfearlychildhood.org adresinden temin edebilirler.

Bölüm 6: Choosing Fairy Tales for Different Ages,  Joan Almon

Masallar diyarı o kadar engindir ki, değişik yaşlar için uygun masalı seçmeye yardımcı olmayı, bahşedilmiş bir armağan sayıyorum. Bu makalede Joan Almon, bize, aynı zamanda yüreğimizin rehberliğine de güvenerek nasıl değerlendirme yapabileceğimize dair bir kılavuz vermektedir. Joan, bizi, yaşayan öyküleri peri masalı olarak kategorize ederken duyarlı olmak konusunda uyarıyor. Bundan sonra okuyacaklarımız için bunu aklımızın bir köşesinde tutalım.

Üç yaşına kadar olan çocuklar, doğa ya da kendi gündelik yaşamlarına ayna tutan küçük öykülerle mutlu olacaktır.  Ses yürekten, yumuşak ve neşelidir. Öğretmenler ya da anne-babalar kendi hayal güçlerini ‘ev yapımı öykü’ denemeleriyle geliştirebilirler, öyküler, oracıkta, günlük eylemlerden esinlenerek üretilir. Çocuk, yulaf lapasını kaşıklarken, dünyanın en iyi yulaf lapasını yapan büyük annenin, lapayı nasıl yaptığını anlatan küçük bir öykü anlatılabilir. Bunu duyusal resimlerle zenginleştirin!

Üç yaştan büyük ve dört yaşındaki çocuklar, tekrarlayan bir örüntüde ve düzen içinde çözülen bir problemi içeren, ardışık (zaman sırasına dizilmiş) öyküler için hazırdır. Eğitmenler, bu sıralamanın bütün akademik çalışmalarda aranan eleştirel yeteneğin altında yatan şey olduğunu bilir. Bir mektubu sayfanın solundan sağına doğru okuma becerisi, vücudun sıralama bilgisine bağlıdır. Her eylemin bir önceki eylem üzerine inşa edildiği, ritmik olarak tekrarlanan bu tür öyküler, doğuştan gelen sıralayabilme yeteneğinin altında yatan özü besler. Sonra, beş yaşındakiler için eylemi baştan sona anlatan öyküler vardır ve daha sonra sıralama geriye doğru (sondan başa doğru) tekrar edilir. Bu öyküler sıklıkla dizeler halinde anlatılır. Uyak ve tekrarlamanın büyülü formülü, taklit etmenin doğal sonucu olarak ezberlemeyi sağlar. Küçük çocuklar, yetişkinlerle birlikte öyküyü söylemeyi çok severler ve her kelimeyi hatırlarlar! Küçük çocukların belleği, ritmik tekrarın vücut tabanlı bilgisinde temellenir.

Dört ve beş yaşındakiler yalnız sıralamalı öyküleri değil, başlangıçta ‘peri masalları’ olarak değerlendirdiğimiz öyküleri de çok severler.  Öyküleri seçerken neşeli bir yaklaşımı olan, basit konulu ve çözüme ulaşan öyküler olması gerekliliğini hatırlayın. Genellikle masal, ana karakteri, bir sorunla birlikte sunar ve sonra değişik insani özellikleri, sonuçlarıyla birlikte gösterir.

Çocuklar beş-altı yaşındayken, öykü dizeleri, onların daha karmaşık iç gelişimlerine paralel olarak daha karmaşık hale gelebilir. İşte o an, “iyi” ile “kötünün” belirmeye başladığı zamandır. Çocuğun kavramsal algı olarak iyiyi kötü üzerinden seçmek zorunda olmadığını hatırlayın. Daha çok, karakterin yüreği üzerinden ‘kendi yollarını hissetmelidirler’. Bencil kardeşin üstünlüğü ele geçirdiği süre içinde çocuk, kişisel çıkarının farkında olma heyecanını deneyimleme fırsatına sahip olur. Fakat hikâye dönüp, merhametli küçük kardeşe tüm krallık verildiğinde çocuk, içinde özverinin kıymetini hissedecektir. Çocuk kavramsal olarak seçmez, daha çok sonuçta elde edilenin yarattığı duyguyla seçim yapar.

Son olarak çocuk okul çağına geldiğinde, küçük prenses ya da prensin kaleden ayrıldığı, ormanda gezindiği masallar uygundur. Bu yaşta çocuk masumiyetini kaybetmeye başlamıştır, bu onların dünyaya ödediği kefarettir. Artık, kahramanın karmaşık yolculuklara çıktığı, çeşitli ileri karakter özelliklerinin olduğu masallar gereklidir. Bu masallar, çocuk için, insanın hayatta karşılaştığı çeşitli aşamaların, gelgitlerin bir resmini yaratır.

Joan Almon’un bize hatırlattığı gibi, son seçim, masalı anlatan yetişkinin masalla kendi ilişkisidir. Biz yetişkinler biliyoruz ki, insan varoluşunun bu temel öyküleriyle yürekten bağlantı kurarak gelişme yolculuğu başlayabilir.

Sharifa Oppenheimer

————————————–

HANGİ MASALIN HANGİ YAŞ GRUBUNA UYGUN OLDUĞUNA KARAR VERME sorunu, her yuva öğretmeninin, aynı zamanda, çocuğuna peri masalı anlatmak isteyen her ebeveynin yüz yüze geldiği bir sorundur. Yıllar geçip, çocuklara masal anlatmayı deneyimledikçe insan bunun için bir ‘duygu’ geliştirecektir, fakat başlangıçta bazı kurallar yardımcı olabilir.

Peri masalları arasında, karmaşıklık derecesi farklı öyküler vardır. En basit düzeyde ‘Porridge Pot’ (Yulaf Lapası Tenceresi) varken öte tarafta oldukça karmaşık olan güzel Fransız masalı ‘Perronik’ vardır, kutsal kaseyi arayan saf budala, yedi zorlu engelin üstesinden gelmek zorundadır. İkincisi, ilköğretim çağındaki, belki masal dünyasını artık terk etmekte olan dokuz yaş civarı çocuklar içinken, birinci küçük, sevimli masal, üç yaş çocuklarının ilk masalı olabilir. Onlar, doğru kelimeyi bulamadıkları için böyle taşan bereketli küçük tencereyi dinlemekten hoşlanırlar. Bu yaştaki çocukların yaşamın sonsuz bereketi olduğuna dair bir duyumsamaları vardır, bir keresinde bir çocuk, annesi onu oyun için dışarıya çıkartmaya zamanı olmadığını söylediğinde: “Ama anne, benim çok zamanım var, sana veririm” diyerek bunu annesine açıklamış.

Neredeyse bütün peri masallarında, ya çözülmesi gereken bir problem, ‘Porridge Pot’ un pişirmesini nasıl durduracağını bilmemek gibi, ya da kötüyle karşılaşmak vardır, Pamuk Prenses’deki kötü Kraliçe ya da Perronik’in karşılaştığı çeşitli canavarlar gibi. Yumuşak problemler içeren masallar küçük çocuklar için daha uygunken, büyük kötülükler içeren masallar öte yandan büyük çocuklar için uygundur.

Masal kahramanının arayışının başarıya ulaşmadan önce, sınandığı bazı çalışmalara maruz kalması ya da zorlu uzun bir yolculuğa çıkması gerekliliği de masalların bir diğer yönüdür. ‘Üç Küçük Domuz’ masalının orijinal sürümünde, domuz, kurtla başa çıkabilmek için üç kez kandırılır. Üç, sıklıkla bir peri masalında ortaya çıkan zorluklarla ilişkili bir sayıdır. Bu örnekte görev, çok kaygı verici betimlenmemiştir ve domuz, zorlukların üstesinden mizahi bir yaklaşımla gelmiştir, bu da, masalı dört yaş çocukları tarafından sevilebilecek bir masal yapar. ‘Yedi Kuzgun’ masalında kız çocuğu, erkek kardeşlerini yeniden insan biçimine döndürmek için güneşe, aya ve yıldızlara yolculuk etmek zorundadır. Bu masal beş ve altı yaş çocuklarına anlatılabilecek bir masaldır. ‘Güneşin Doğusu ve Ayın Batısı’ isimli güzel Norveç masalı biraz daha karmaşıktır. Burada da kahraman prensini kurtarmak için uzun bir yolculuğa çıkmak zorundadır ve ilk olarak yolu üç akıllı kadının evine düşer. Daha sonra, kıza, dört rüzgârın her biri yardım eder.  Kuzey rüzgârı onu Güneşin doğusu ve Ayın batısı kalesine üflese bile işi henüz tamamlanmamıştır, prensle evlenmek için başka sınavlara da tabi tutulacaktır. Bu yuva çocukları için bir masal değildir, daha çok birinci sınıf ve üstü içindir, çocukların iç mücadelesi karmaşıklaştıkça daha karmaşık masallarla desteklenmelidir.

Bu düşüncelerle, Waldorf yuvalarında yaygın olarak anlatılan bazı masalları karmaşıklıklarına göre sınıflandırmak isterim. Peri masalları öyle canlıdırlar ki onları rahatça şu ya da bu kategoriye koymak biraz tehlikeli bir iştir. Sonunda insan, kararlarını çoğunlukla belirli bir grup çocuğa veya aklındaki tek bir çocuğa göre verir. Lütfen bu sınıflamayı kesin olarak algılamayın, sadece bir gösterge olarak alın ve zaman içinde bu alanda kendi yargılarınızın gelişmesine izin verin. Her kategoriden birkaç masal okumak değişik karmaşıklık seviyelerinin ne demek olduğunu anlamanıza yardımcı olabilir.

1- Kreşteki üç yaş çocukları ve yuvadaki karışık yaştaki çocuklar, küçük doğa öyküleriyle ya da ‘Tatlı Yulaf Ezmesi’ gibi basit masallarla tatmin olurlar. Üç yaştan büyük çocuklar ‘Şalgam’ masalı gibi ardışık öyküler için hazırdır. Şalgam öyle çok büyümüştür ki büyük baba onu tek başına sökemez, sonra birbiri ardından, büyük anne, torun, köpek, kedi ve en son fare gelir. Hepsi birlikte şalgamı sökmeyi başarırlar. Bu tür, güçlü tekrar ve sıra örüntüsü içeren pek çok öykü bulunabilir. Aynı zamanda bu kategoriye girebilecek, Yahudilerin Hamursuz Bayramı’nda söylenen ‘Bir Kedim Var ve Kedi Beni Mutlu Etti’ ya da ‘Had Gad Ya’ gibi geleneksel şarkılar da vardır. Bu tür ardışık öyküler, çiçeği burnunda öykü anlatıcısının daha kolay öğrenmesi gibi ek bir avantaj da sağlarlar. Bu yaş grubu için masal koleksiyonu aşağıdakileri kapsar:

Tatlı Yulaf Ezmesi

Düğün Çiçeği ve Üç Ayı

Şalgam

Eldiven

Çok süslü Adam

The Johnny Cake

2- Diğer masal kategorisi biraz daha karmaşıktır ama sonuçta ruh hali, neşeli, fazla kederli olmayan ve fazla mücadele gerekmeyecek şekilde olmalıdır. Dört-beş yaş çocukları genellikle şu masallarla rahat ederler.

Üç Huysuz Teke

Üç Küçük Domuz

Kurt ve Yedi Küçük Çocuk

Ayakkabıcı ve Cinler

3- Sonraki kategoride gelen pek çok masal, peri masalı dönemiyle ilişkilendirdiğimiz ve beş altı yaşla ilişkili olarak düşündüğümüz masallardır. Bu masallar daha fazla zorlu engel ve ayrıntı içerir. Ana karakter, ‘Değirmenci Çocuk ve Pisicik’ masalındaki gibi, dünyada basit bir görevi yerine getirmek için yola çıkar. Engellerle karşı karşıya geliniyor olmasına rağmen bu zorluklar, bireylerin ruhunda taşıyamayacakları kadar ağır değildir. Bu masallar şunlardır:

Yıldız Para

Kurbağa Prens

Küçük Kırmızı Sürücü Başlığı

Bremen Mızıkacıları

Altın Kaz

Ormandaki Kulübe

Kraliçe Arı

Yedi Kuzgun

Kar Beyazı ve Gül Kırmızısı

Küçük Süpürgeotu

Eşek

Rumpelschtilzchen

Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler

Hansel ile Gretel

Eğirme Makinası, Mekik ve İğne

4- Buraya dâhil edeceğim son masal grubu, birinci sınıfa geçmiş olan altı yaş çocuklarına uygundur. Bu dönem, çocukların bebeklik dişlerini kaybettikleri, erken çocukluğa veda edildiğini hissettikleri gerilimli bir dönemdir. (Neyse ki son cennetten ‘kovulma’ zamanına daha birkaç yıl vardır.) Bu tür masalların karakterleri, sözü edilen dönem çocuklarının yeni iç gelişim evrelerine denk gelen, kişisel deneyimlerinin acı ve kederleriyle buluşurlar. Adı geçen masallar, yuva çocuklarına değil, sıklıkla birinci sınıf çocuklarına anlatılır.

Jorinda ile Joringel

Ağabey ile Kız kardeş

Cinderella

Rapunzel

Karışık yaş grupları için hangi masalı seçmek gerektiği meselesi, yuva öğretmenlerinin en sık karşılaştığı sorundur. Eğer grupta üç yaş ile birlikte altı yaş grubu varsa, ileri seviye masallar küçüklere zarar verir. Benim kendi deneyimim, ki diğer öğretmenler de böyle düşünüyor, grup içindeki bazı çocuklara uygun olması koşuluyla, bu bir sorun değildir. Bu ilginç fenomen şöyle işliyor gibi görünür: Üçten altı yaşa kadar çocuğun bulunduğu bir karışık grupta, kişi, üç dört yaş çocuklarına özenli olacak şekilde, beş-altı yaş için uygun olan masalı seçebilir. Daha basit bir öyküye odaklandıklarından  sanki daha az odaklanmış görünürler, fakat nadiren huzursuzlanırlar. Öte yandan, eğer aynı karmaşık masalı sadece üç dört yaş grubuna anlatırsanız, dikkat etmediklerini ve ilgilerini çabuk kaybettiklerini göreceksiniz. Bu, sanki grup içinde öyküyü diğerleri yerine ‘taşıyacak’ kimse yokmuş gibi bir durumdur. Karışık yaş grubu çocukları, küçükler için uygun olan masallar anlatıldığında da bir denge oluşturabilirler. Daha büyük olanlar genellikle basit öykülerde sıkılmazlar, artık, ardışık öykülerdeki ya da basit peri masallarındaki mizahı anlayacak kadar büyümüşlerdir ve küçükler büyük bir ciddiyetle dinlerken onlar komik bölümlere gülerler.

Peri masalını seçerken dikkate alınması gereken bir başka konu da, masalın değişik bir biçimde bile olsa toplum içinde iyi bilinen bir öykü olmasıdır. Çocuklar sıklıkla, iyi bilinen bir masalı dinlemeye, bilinmeyenlerin tersine daha erken yaşta hazır olurlar.

Son ve muhtemelen en önemli faktör ise öykü anlatıcının öyküyle kendi ilişkisidir. Bazen öykü anlatıcı öyküyü o kadar çok sever ki, o öykü için küçük olsalar bile çocuklara anlatılabilir. Öykü anlatıcının öyküye olan sevgisi onlara adeta köprü olur. Öykü anlatıcısının peri masalına olan aşkı bir de anlamayla birleşirse, bütün peri masalı âleminin kapıları açılır, masal gerçek olur ve sonsuza kadar yaşar. Peri masalları anlatırken biz de beslenir ve bu âleme geri döneriz. Rudolf Steiner, peri masallarını tanımlarken bunu çok iyi anlatmıştır: “İnsan evriminin tüm yüzyıllarının büyüsünü anlatan, içten gelen kaynaklar, gerçek halk hikâyeleri, tasavvur edilenden çok daha derin anlamlara sahiptir” (6 Şubat 1913 Konferansı).

Joan Almon

USA, Çocukluk için İttifak (Alliance for Childhood)

Peri Masalları ve İnsan İmgesi

Bu yazı, Sharifa Oppenheimer’in başlangıçta WECAN tarafından yayınlanan, 2007 yılında Steiner Books yayını olarak çıkan ‘What is a Waldorf Kindergarten?’ adlı kitabından aşağıdaki bölümlerinin yine WECAN’ın izniyle  Ayşen Sert tarafından çevrilmesiyle yayınlanmaktadır. İsteyenler kitabı www.store.waldorfearlychildhood.org adresinden temin edebilirler.

Bölüm 5:  Fairy Tales and the Image of the Human Being, Helmut von Kügelgen

Öykü yaratma yeteneğimiz, hatta zorunluluğumuz en insanca yetilerimizden biridir. Öyküler sayesindedir ki gelişmekte olan çocuk ruhu, insan olmanın ne demek olduğunu anlamaya başlar. Süt çocuğu, “Şimdi altını değiştirelim…. hah böyle daha iyi hissediyorsun. Artık biraz kestirmeye hazırsın,” gibi günün basitçe öykülendirilişinde insan yaşamının yayılan ritminin farkına varmaya başlar. Yeni yürümeye başlayan çocuk için evdeki ya da arka bahçedeki basit faaliyetlerin anlatımı, bu biçimlendirici etkiyi sürdürür. Küçük çocuğu seven yetişkin, mutfak penceresinin dışındaki nar bülbülü ailesinin öyküsünü anlattığında çocuk, yeryüzündeki hayatın belli bir resmini oluşturmaya başlar. Bu, medyadan sabah haberlerinde duyduğu savaş ya da küresel ısınma haberleri ile biçimlendirdiği yaşam duygusundan çarpıcı şekilde farklıdır.

İnsan bilincini ve alınyazısını biçimlendiren öykülerin gücü, öteden beri gayet iyi anlaşılmıştır. Toplumlar, her zaman öyküleri insan davranışlarını etkilemek ve biçimlendirmek için kullanmışlardır. İnsanın seçimlerinin yol açtıkları, sonuçları, ödülleri öykünün içinde gösterilir. Öykü aynı zamanda insanlığın yeryüzündeki ruh yolculuğunu hatırlatmak için de kullanılmıştır. Bütün dünyada öyküler, insanların kendi kozmik kökenlerine yolculuğunu ve evine nasıl geri döndüğünü anlatmıştır.

Yirmi birinci yüzyılda öykünün gücü hala anlaşılmaktadır. Ne yazık ki öyküler, insanlara mutluluğun sadece sonsuz ürün çeşitliliğinden birini seçip almak ve tüketip yenisini almak olduğunu söyleyen reklamcılar ordusu tarafından kullanılmaktadır. Sevinç vericidir ki, kendileri ve diğerleri için karşılıklı saygıya dayanan bir dünya isteyen yeni gelecek yaratıcıları da öyküleri kullanmaktadır. Fakat bu öykü aracını elinde tutan en önemli güç, geleceğe çocuklarının kalbi aracılığıyla dokunan anne-babalar ve eğiticilerdir.

Bu makalede, peri masalları imgelerinin çocuklar için nasıl sadece insan olmak yolunda bir çabalama ve geliştirici kışkırtmalardan ibaret olmadığını, aynı zamanda ruhun çeşitli niteliklerinin de bu geliştirici zorluklarla karşılaşması ve üstesinden gelmesi gerektiğini gördük. Burada, ergenlik çağında ortaya çıkan eleştirel düşünce kapasitesinden ziyade, bir doğal süreç olarak peri masalı karakteriyle özdeşleşen çocukların öykünün sonuçlarından iz sürerek nasıl da kendi yolunu bulabildiğini görürüz. Bu kalp uyumlanması sayesindedir ki, her biri olabileceklerinden daha bilinçli olarak kendi yollarında yön bulabilirler.

PERİ MASALLARI İNSANLIĞIN ÇOCUKLUK ÇAĞINDA OLUŞMUŞTUR, kökleri başka bir bilinç durumunun içinden çıkar. Günümüz yetişkininin bilincine hazinelerini ancak, düşünme tarzımızın başkalaşım ve gelişim geçirmiş olduğunun ayırdına vardığında açar. İnsanlık tarihini, bilincin başkalaşım ve gelişim geçirmesi olarak anladığımız zaman, bizi çok daha derinden etkiler. Duygularımızı ışık saçarcasına yayan, imgelerle dolu rüya benzeri deneyimsel bilincimiz, bilimsel olarak eleştirel, gözlemci, dikkatli, düşüncelerle dolu uyanık bilincimizden önce gelir. İnsanoğlunun manevi dünya, yaratılış,  yerin, kaderin, hayat ödevlerinin anlamıyla ilgili bilgi birikimi, antik gizemler tarafından mitolojinin imgelerine ve dinsel geleneklerin esinlenmelerine damgasını vurmuştur. Böylece güneşin, ayın, yıldızların, hayvanların, bitkilerin, taşların arkasında yatan gerçek, hala imgelem ve insan duaları üzerinden anlatılabilir. Masallar ayrıca, insan hayatının dönemeçli patikalarında, bütün bu düşüşle, şiddet veya çekicilikle mücadelede neyin ortaya çıktığını anlatır ki, bu da doğmamışlıktan varlığa adım atan ve bununla birlikte ölümün içindeki ölümsüzlüğü fark eden insanlığın özüdür.

Peri masalları sözü edilen o gizem dillerinin kalıtlarıdır ve çocuklar insan bilincinin tüm bu safhalarının içinden geçerler. Bu nedenle de çocuklar, masal imgeleriyle birlikte yaşar, onlar tarafından ısıtılır, bir daha, bir daha tamamlanırlar. Gizemlerin içindeyken kişi, duyuların arkasındaki modeller ve kuvvetler hakkında doğrudan bir spiritüel bakış açısı öğrenir ve uygulardı. Masallar, dünya dinlerinin kadim inançlarının ve kültlerin de yaratıldığı bu hakikat kaynaklarından, çocukların henüz yansıtma yapmayan, deneyimsel bilinçlerine de seslenirler; çocuklar da sonra bu kaynaklardan insanlıklarının içsel biçimlendirici gücünü yaratırlar. Bu nedenle modern, bilimsel bilince ruhsal algılamanın gücünü yeniden kazanmasının meditasyon yöntemleri ve uygulamalarını gösteren Rudolf Steiner, masalların çocuğun ruhuna sağaltıcı etkileri olduğundan söz eder. Yapılanma ve büyümenin kozmik güçleri, çocuğun bedenini giderek daha dünyevi ve sağlam biçimlendirir. Aynı güçler, masallardaki imgelerin manevi gerçeklerinin dışsal biçimi içinde de çalışarak, çocuğun sağlıklı yaşam gücünü besler. “Tıpkı bedenin kendi içinde besleyici maddelerin dolaşıma girmesine ihtiyaç duyması gibi, insan ruhu da peri masallarının özünün damarlarından akmasına kaçınılmaz bir şekilde ihtiyaç duyar.”(Rudolf Steiner)

Masalları içsel ve dışsal ihtiyaçlarımızın temel sorularına verilen yanıtlar olarak yorumlayabiliriz. Hatta henüz peri masallarının tam anlamını bir sanatçı duyarlılığıyla deneyimlememiş olanlarımız için bile, daha açık kavramaya ulaşmak olasıdır. Bunun için hazırlık çalışmaları yürütülebilir. Modern insanlar, içlerinde çocuk için sevgi geliştirmek, bu sevgiyi kazanmak zorundadırlar. Çünkü içtenlikli ilişkiler artık yok ve modern insan bütün insanlığın çocukluğundaki kendi iç anlamını edinmek zorunda. Bu yüzden masalların ruh halini ve gerçekliğini yeniden yaratmak için hala zahmete girmeye değer.

Novalis “Şiir, zihnin açtığı yaraları iyileştirir” der. Bununla ruhsal olmayan, akılcı, bilimsel yöntemin sunduğunda daha derin bir gerçekliğin olduğunu söylemek istemektedir. Masal çağındaki ve hatta daha küçük çocuklara yapılacak her açıklama bu şiirle yoğrulmalıdır. Zamanı geldiğinde öğrenilmesi gereken hücre bölünmesi, kromozomlar hakkında özür dilercesine yapılan açıklamalar, insan doğumunun hazırlanışına dair gerçeklerden pek bir şey aktarmamaktadır. Kalıtım, insan sevgisi ve kendi yazgısını bulmaya çalışan Ego’nun ruhu işin içindedirler.  Bunda gökyüzü ile yeryüzünün de payları vardır. Raphael, çocuğunu maddi dünyaya taşıyan Meryem Anayı çevreleyen mavi arka planı, henüz doğmamış olanların yüzleriyle doldurdu.

Acılar içinde, annesinin vücudundan dünyanın ışığına çıkmaya cüret eden küçük bir insan bedeninin doğum anına tanık olan biri, şu kaygı verici sorunun farkındadır: yaşamın ruhu, ilk nefesi ve ilk çığlığıyla henüz yaşama yetisine sahip olmayan bedenine taşınabilecek midir? Aynı zamanda, nefesin ritmiyle ruh içine girdiğinde ve doğum gerçekleştiğindeki harika sevinci de bilir. Küçük toprak topağı, Tanrı’nın nefesi tarafından sevgiyle canlandırılır. İncil’deki yaratılış öyküsündeki bu resim, parlak gerçeği ifşa eder: Tanrı, yaşam nefesini Adem’in içine üflemiştir.

Gerçeği anlama arzumuz, manevilikten yoksun açıklamalar sunmanın bahanesi olmamalı, özellikle insanlıkla ilgili gizemlerle uğraşırken, kendi yazgısıyla bizimle en dokunaklı şekilde bağlantı kuran yeni, küçük insan ciddi şekilde bir aile ya da ilgili belli bir sayıda insanın yazgısını tamamen değiştirdiğinde. İnsanın, manevi habercilerin kanatları üzerinde yeryüzüne yönlendirildiğine inanan çocuğun dokunaklı kesinliği, maddeci biyolojinin yarım gerçekliği ve insanın başlangıcının fiziksel beden olduğu açıklaması ile değiş tokuş edilmemelidir! Leylek masalı doğrudur. Maddeci dünyadaki yeni yorumu, onun duygusal, alaycı “çıplak maymun” bakış açısı, leylek simgesinin gücünü tahrip etmiştir.

Biz, gerçek peri masallarının eski bilgeliği ortaya çıkarmasına minnettarız. Bu bilgelik, değişimin, sihrin ve çözümün simgeselliğini ve insanlığın gizemini bir daha, bir daha anlatır. İnsanların manevi kökenleri, deneyimleri, değişimleri, zaferleri ve çözümleri betimlenir. Çocuk, onlarla hemen geleceğe yönelik olarak yakınlık kurabilir. Bizlerin, kuyuda boğulan kurdun etrafında yapılan dansta gördüğümüz ‘zalimlik’, çocuk için, kötüye karşı iyinin kutsanmış olan zaferinden daha fazlası değildir. Bu zafer, çocukların hayat yolundaki ilk adımlarında mükemmel donanımlı biçimde duydukları güveni onaylar. Erişkinlerin onlar için bu tür resimler betimlemeleri, onlar dünyada veya kendi içlerinde ilk kez kötüyle karşılaştıklarında, yaşadıkları hayal kırıklıkları ile başa çıkabilmelerini sağlar. Böylece masallar, aynı zamanda kötüye karşı mücadele edilmesi gerektiğini öğretirler.

Üç-dört yaşındaki sağlıklı bir çocuk ‘Yıldız Para’ masalını yüz gece boyunca her seferinde artan bir sempatiyle dinleyecektir. Bu masaldaki kadar çocuğun içine işleyen, bir hayali, ruhuna iyi gelen bir tabloyu deneyimlediği bir kanıt daha yoktur. Bir kere ilgilenmekle meseleyi bitiren sadece zihindir, duygu ya da irade değil. Sanat, düş gücü ve dinsel hakikatler önünde daima yeniden kala kalırız, yükseltiliriz ve irade gücümüz ulaşabileceği en iyiye doğru desteklenerek kuvvetlendirilir.

Her insan içsel yaşamı, arzusu, duyguları için ve son olarak da düşünce ruhu için bir faaliyet alanına ihtiyaç duyar. Çocuklar da bu faaliyet alanına, yetişkinlerin yaptığı gibi ruhlarını güçlendirmek için ihtiyaç duyar. Eğer ben, çocuklara masalların imgelerini ve dilini sunmazsam, onların ruhları boş konuşmalarla beslenecektir. Araba yapmak, para meseleleri, saçma, yaratıcı olmayan numaralarla dolu günlük konuşmalar, ruhlarının alanlarını yönetecek, bu tarlaları zararlı otlarla doldurulacaktır.

Çocukların kelime hazinesi geliştiği gibi deneyim kapasiteleri de gelişir. Deneyim kapasitesi geliştikçe, yaratıcılığın sevinciyle iç krallık da gelişir. Aynı masalı defalarca dinleyen çocuklar, belki sonra masal eylemlerini kendileri ortaya koyacak, yaşayacak, yaşamsal önemi olan masal karakterleriyle derinlemesine uğraşacaklardır. Böylece “masal çocukları” okulun ilk yılında, dünya masalıyla kandırılmış akranları arasında belirleyici bir üstünlüğe sahip olurlar. Büyük bir farkla deneyimlerler, daha çok deneyimlerler, kendilerini kelimelerle ya da sanatla tam olarak ifade edebilirler. Açıktırlar, daha iyi dinlerler, yaratıcı çalışmalarda daha çok keyif alırlar. Düşüncelerini, kelime hazinelerinden aldıkları alışılmadık kelimeler içeren iyi yapılandırılmış cümlelerle biçimlendirirler.

Peki, peri masalı filmleri neye hizmet eder? Sevgi ile dile gelende filizlenen düş gücünü, masal duygu durumunun betimleyici kelimelerini, sabit, endüstriyel olarak üretilmiş resimlere çevirirler. Onlar düş gücünü kelepçeler ve imha ederler. Peri masalı filmleri çocuğun sığınaklarını yıkar, resimlerin akıl çelen biçimlerdeki etkisiyle çocukların ruhuna basmakalıplığının damgasını vurur. Otto Gebuhr’lu Fredericus-Rex filmini görmüş olan yetişkinler bile kendilerini zar zor bu damgalanmış imgeden kurtarabilir ve yalnız Prusya kralının yaşayan, imgesel resmini bir kez daha yaratabilir. Walt Disney’in “Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler”ini görmüş bir çocuk, doğadaki gerçek güçleri hissetme ve duygu dünyasındaki ruhsal gerçekliği aktif ve yaratıcı olarak deneyimleme yetisi açısından kandırılmıştır.

Çocuklar tamamlanmamış yetişkinler değildir, ama bilinç durumları onların, yetişkinlerden daha fazla ruhsal gerçekliğe yakın durmalarına izin verir.  “Eğer küçük çocuklar gibi olmazsanız…” geriye dönüş yok demektir. “Cennetin Krallığında” olan çocuk, hala onun koruyuculuğunda, bilinçsiz ve rüyadadır. Çocuk olmaya çalışan, gelecek günlerde Cennetin Krallığı’na hükmedecek olan yetişkin, manevi dünya bilgisine ulaşmayı başarmış kişidir. Peri masallarının dilinde, çocuk ve öğretmen ortak bir dile sahiptir.

Helmut Von Kügelgen,

Almanya, Uluslararası Waldorf Yuvaları Birliği


Rudolf Steiner Kitapları – 1: Tin Bilim Açısından Çocuk Eğitimi

Kitabın orjinal adı: Die Erziehung des Kindes vom Gesichtspunkte der Geisteswissenschaft,1907 Philosophich-Antroposophischer Verlag am Goetheanum, Dornach, İsviçre
Türkçesi: Tarhan ONUR
Yayım tarihi: Mart 2009, Istanbul
Kitabı Eğitim Sanatı Dostları Derneği’nden temin edebilirsiniz.

Rudolf Steiner Kitapları – 2: Daha Yüksek Kavrayışın Basamakları


Kitabın orjinal adı; Die Stufen Der Höheren Erkenntnis,
1931 Philosophich-Antroposophischer Verlag am Goetheanum, Dornach ( Schweiz) “Luzifer-Gnosis” dergisinden özel basım
Türkçesi; Tarhan ONUR
Yayım tarihi; 2009, Istanbul
Kitabı Eğitim Sanatı Dostları Derneği’nden temin edebilirsiniz.